Sayfalar

15. SIĞINAKLAR VE DANIŞMA/DAYANIŞMA MERKEZLERİ KURULTAYI SONUÇ BİLDİRGESİ


15. SIĞINAKLAR VE DANIŞMA/DAYANIŞMA MERKEZLERİ KURULTAYI SONUÇ BİLDİRGESİ

“Hayırseverlik”, kadına karşı şiddetle mücadelenin yerine geçirilemez!
Bizler, kadına yönelik şiddete karşı mücadele eden, şiddetten uzak yeni yaşamlar kurulabilmesi için sığınak ve dayanışma merkezi faaliyeti yürüten kadın örgütlenmeleri ve kadınlar olarak 15. kez biraraya geldik.
Bu yıl Kurultayı; uluslararası sözleşmelere ve yasal düzenlemelere karşın kadına karşı şiddetle mücadele politikalarının hayata geçirilmediği, kadın cinayetlerinin hız kesmediği, kürtaj ve sezeryan düzenlemeleriyle bedenimizin denetim altında tutulmaya çalışıldığı, ailenin güçlendirilmesi gerekçesiyle ev ve aile içindeki geleneksel rollerimizle sınırlanmaya çalışıldığımız, tepkilerini dile getiren kadınların ise göz altına alındığı, tutuklandığı, siyaset yapmamızın engellenmeye çalışıldığı koşullarda gerçekleştirdik. Son olarak İŞTAR’da şiddete maruz kalan kadınlarla dayanışma oluşturan sosyologlar, sosyal çalışmacılar göz altına alındı. Kadınların gizli kalması gereken dosyalarına el kondu. Bu durum dayanışma merkezi ve sığınakların en temel ilkelerine aykırı. Süreci yakından takip edeceğimizi, Kurultay katılımcıları olarak Mersin’e giderek İŞTAR’lı kadınlarla dayanışma oluşturacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz.
Kamunun yapması gereken hizmetler, kadınlara yükleniyor!
“Aileyi güçlendirme” iddiası, karşılıksız daha çok kadın emeği anlamına geliyor!

Kadını aile içine hapseden ve birey olmaktan çıkaran anlayışlar, şiddete ve fiili eşitsizliklere yol açmakta. Ailenin güçlendirilmesi ile kadının özgürleşmesi ters orantılı. Çünkü ailenin güçlendirilmesi sosyal devletin yapması gereken sorumlulukları yerine getirmesi olarak değil, kadının özel alana hapsedilmesi, bütün varlığının aile içindeki annelik rolüyle tanımlanması olarak belirmektedir. Bakanlığın adında “kadın” yerine “aile” sözcüğünün tercih edilmesi, kadına karşı şiddetle mücadele yasalarının “ailenin korunması” adı altında çıkarılması, “sığınak” tanımı yerine ısrarla “konukevi” tanımının kullanılması, dizilerde giderek daha çok sayıda kadının aile içinde tanımlanması, bunun dışındaki ilişkilere RTÜK yoluyla müdahale edilmesi kadını değil, aileyi önceleyen anlayışın örnekleridir.
AKP’nin son dönemde yoğunlaşan uygulamalarında örgütlü kadınlara yönelik engellemeler, tutuklamalar, gözaltılar söz konusudur. Bu durum özellikle Kürt kadınların çalıştığı yerlerde kadın çalışmalarının meşruiyetini gölgelemekte, özel alanından zor çıkmış kadınların yeniden güvenli-kutsal ailelerine geri dönmek zorunda kalmaları sonucunu doğurmaktadır.
Aileyi yüceltme ve fetişleştirmeye yönelik muhafazakar anlayış ile piyasayı fetişleştiren neo-liberal  zihniyet birbiriyle uyum içindedir. Kısılan kamu harcamaları ve sosyal politikalar nedeniyle ortaya çıkan boşluk, kadınların ev içinde daha fazla karşılıksız emek harcamaları ile doldurulmaya çalışılmakta. Aynı şey sosyal hizmetler için de geçerli. Bu bakımdan biz kadın örgütlenmelerinin temel işlevinin kamunun vermesi gereken hizmetlerin tarafımızdan gerçekleştirilmesi olmadığı bilinmelidir. Bizler, çalışmalarımızı, kamu kurumlarının uyguladığı politikaların ve hizmetlerin kadından yana bir bakış açısı ile izlenmesi, kamuoyunda bununla ilgili farkındalık yaratılması, kadınların özgürleşmesi mücadelesinin güçlenmesi yönünde sürdürmeyi hedefliyoruz.    
Konukevi değil SIĞINAK!
Kadına karşı şiddetle mücadelenin en önemli araçları durumundaki danışma merkezi ve sığınaklarda da birey olarak kadını değil, kadının aile içindeki geleneksel konumunu korumaya çalışan bir yaklaşım görüyoruz. Yasa ve yönetmeliklerde ısrarla sığınak yerine “konukevi” sözcüğünün tercih edilmesi bu yaklaşımın devam edeceğinin göstergesi. Aile Danışma Merkezleri ve karakoldan başlayarak şiddet gören kadının başvurduğu tüm birimlerde uzlaştırma ve arabuluculuk yapılmakta. Şiddet uygulayan erkekle şiddete maruz kalan kadın arasında aile birliğini devam ettirme adına yapılmaya çalışılan uzlaştırma ve arabuluculuk, kadın cinayetlerine davetiye çıkarmakta. Bu bakımdan zaman geçirmeksizin sonlandırılmalı!
Kadınlar yaşadıkları erkek şiddeti ile baş etmeye çalışırken, kaldıkları sığınaklarda bağımsız bir yaşam kurabilmeleri yönünde destek bulamıyorlar. Yol paraları, ev kiraları karşılanamıyor, maddi destek için aylarca beklemek zorunda kalıyorlar. Kendilerine sosyal, psikolojik ve hukuki destek sağlamak yerine aile irşat büroları gibi devlete bağlı çeşitli kurumlarda aile danışmanlığı adı altında sabırlı olmaları, kocalarını hoş tutmaları salık veriliyor. Ara kurumları aşıp az sayıdaki sığınağa ulaşabilen kadınlar ise personel sayısının yetersizliği, bütçe yokluğu gibi nedenlerle, hukuki desteklere ulaşamamakta, haklarını kullanamamakta. Hizmetlerde süreklilik ve yaygınlık sağlanamıyor. Uygulamalar illere göre farklılaşıyor. Çaresiz kalan kadınların tekrar şiddet ortamına geri dönmesi bile söz konusu. Bizler bu alanda mücadele eden, politika yapan ve önemli bir birikim oluşturan kadınlar olarak; “sığınak” adının kullanılmasını, sığınakların kadınların misafir edildiği yerler olarak değil, şiddetle mücadele amacıyla kadınların ve çocukların güçlendiği alanlar olarak değerlendirilmesini vazgeçmeksizin savunacağız.  
Sığınaklar için yürüttüğümüz mücadele aynı zamanda sığınakta kalmayan kadınların destek alabilecekleri mekanizmaların güçlendirilmesine de yöneliktir. Bu bakımdan danışma merkezleri hayati önem taşımakta. Belediyeler tarafından yürütülen danışma merkezlerinin bir bölümü hükümetle aynı siyasi düşüncede olmadıkları için finansal sıkıntılar yaşamakta, hatta soruşturmaya, güvenlik güçlerinin baskısına maruz kalmaktadır. Kalkınma ajansları aracılığıyla kadına karşı şiddetle mücadelede kullanılması gereken fonların dağıtımında da partizan yaklaşımların sürdürüldüğüne tanık olmaktayız. Süreçlerin şeffaf ilerlememesi, değerlendiricilerin cinsiyet ayrımcılığına duyarlılıklarını bulunmaması, değerlendirme kriterlerinin muğlak olması bu kaynakların kadın ve çocuklar için kullanımını engellemektedir. Oysa kadına karşı şiddetle mücadelede en önemli konulardan biri bütçedir. Kaynakların doğru kullanılmaması nedeniyle kadınların şiddetten uzak alternatifler oluşturabilmeleri için büyük önem taşıyan kreşler açılamamakta, sığınaklarda kalan kadınların adli yardım talebi bile red edilmektedir. Bütün bunlardan hareketle yetkililere kaynakların kadına karşı şiddetle mücadelede kullanılması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyoruz.
Bizler, bu alanda mücadele eden kadınlar olarak kadına karşı şiddeti toplumsal cinsiyet temelinde ele alan bir yaklaşımla izleme ve olumlu örneklerin yaygınlaşmasını sağlamak üzere bir iletişim ağı oluşturuyoruz. Bu iletişim ağı aracılığıyla deneyim paylaşımlarını artırmayı ve dayanışmamızı güçlendirmeyi hedefliyoruz.
Yasalar politik engellere takılıyor
Yasal düzlemdeki değişimlere rağmen, uygulanan liberal muhafazakar politikaların sonucunda kazanımlarımızın hayata geçirilemediğini görüyoruz. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasaya rağmen, sığınak sayısı yetersiz, sığınaklarda kalan kadınlar maddi destek alamıyor, görevliler yasaları bilmiyor ya da cinsiyetçi yaklaşımları nedeniyle koruma tedbirine karar verip uygulamıyorlar.
6284 sayılı yasanın yapım aşamasında kadın örgütlerinin talepleri yasada tam olarak yer almadığı gibi, esastan itiraz ettikleri birçok düzenleme yasa kapsamına alındı. Bütün bu aksaklıklar yasanın halihazırda uygulanmasında da pek çok sorunu beraberinde getiriyor. SHÇEK’lerin idari yapısının değiştirilmesi sonucu sığınaklara başvuru süreci de değişti. Uygulamada, sığınak talep eden kadınların sığınağa yerleştirilmesi ancak polis aracılığıyla gerçekleşiyor. İlk başvuru merkezlerinin acilen yapılandırılmasına, kadına karşı şiddetle mücadelede görevli personelin meslek içi eğitimlerinin gerçekleştirilmesine, belediye ve kadın örgütlerine bağlı danışma merkezlerinin şiddet başvurularının yaygınlığı göz önünde bulundurulup devamlılığının sağlanmasına, varolan çalışmaların güçlendirilmesine ihtiyaç bulunuyor. 6284 sayılı yasada görevlendirilen, kolluk, mülki amir, hakim ve savcılar başta olmak üzere şiddete maruz kalan kadınların iletişime geçebileceği kamu personelinin yasada da belirtildiği gibi toplumsal cinsiyet eşitliği, kadının insan hakları eğitimlerini alması konusunda Bakanlığı göreve çağırıyoruz. Bu hizmetlerin yerine getirilebilmesi için de Bakanlığın Kadın ve Eşitlik Bakanlığı adıyla yapılandırılması ve yeterli bütçenin ayrılması gerekliliğini bir kez daha vurguluyoruz.
Kadın örgütlenmelerinin yasa yapım sürecinde defalarca Bakanlığa sunmuş oldukları yasa önerilerinde yer alan Şiddet Önleme İzleme ve Eşgüdüm Merkezleri ile yasalaşan ve yakın zamanda kurulması planlanan Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri idari, uygulama ve perspektif açısından birbirinden farklı yapılardır. Bu merkezlerin kadın örgütlenmelerinin önerdiği hali ile yasal düzenlemeye geçirilmesine ve uygulamaya konulmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Mevcut durumda bu merkezler, pilot uygulamada da görüldüğü gibi kadın örgütlenmelerine, belediyelere ve kamuya ait tüm sığınaklarda fazlasıyla müdahaleci ve denetleyici olabilecek şekilde yapılandırılmıştır. Oysa kadına karşı şiddetle mücadelede yer alan bağımsız kadın örgütlerinden yerel yönetimlere kadar koruma ve destek mekanizmaları birbirinden farklı özelliklere sahiptir. Çıkarılacak yönetmelik bunu dikkate almalı, uluslararası stanadartların dışında belediye ve kadın örgütleri bünyesindeki koruma ve destek mekanizmalarını kontrol ve müdahalelerle işlevsiz kılmaya dönük bir misyon yüklenmemelidir.
Cinsel şiddet mağduru kadınlar yalnızlaştırılıyor
Kadın örgütlenmeleri ve feministlerin izledikleri tecavüz davalarında da ortaya çıktığı gibi cinsel şiddete uğrayan kadınlar yalnızlaştırılmakta, kamusal ve özel alan desteği alamamakta, bu nedenle de dava süreçleri ya hiç başlamamakta ya da kesintiye uğramaktadır. Cinsel şiddet suçunun kapalı alan suçu olması, tanık ve çoğu zaman fiziksel delil de bulunmamasından dolayı adil bir yargılama gerçekleşmemekte, davalar genellikle şiddeti uygulayan erkeğin beraat etmesiyle sonuçlanmaktadır. Cinsel şiddet suçlarında delil toplanmasından, dava sürecine kadar her aşamada ortaya çıkan cinsiyetçi yaklaşımlara derhal son verilmelidir.
Kadın örgütlenmeleri ve feministler olarak izlemekte olduğumuz cinsel istismarı da kapsayan kadına karşı şiddet davalarında “kadının beyanı esastır” ilkesinin hukuk literatüründe de yer almasını sağlayacak şekilde geliştirilmesine ihtiyaç duymaktayız. Bu bakımdan izleme mekanizmalarımızı ve feminist hukuk yaklaşımlarını tartışabileceğimiz bir etkinlik gerçekleştirmeyi gündemimize almış bulunuyoruz.
Göçmen kadınlar katmanlı şiddet ve ayrımcılık yaşıyor
İnsan ticareti mağduru kadınlar dışında göçmen ve sığınmacı kadınların yaşamakta olduğu şiddet ve ayrımcılık gündeme getirilememektedir. İnsan ticareti mağduru kadınlara verilen destek de sığınakla sınırlı kalmakta, uzun vadeli çözümler sunulamamaktadır. Uydu kentlere yönlendirilen göçmen kadınlarla ilgili danışma merkezlerine herhangi bir bilgi verilmemektedir. Oysa Suriye’deki iç çatışmalar nedeniyle Türkiye’ye sığınan kadınların cinsel tacizlere maruz kaldıkları, kız çocuklarının para karşılığı evlendirildikleri yönünde özellikle dış basında pek çok haber yer almaktadır. Kamplarda kalan kadınların yaşadıkları şiddetle ilgili gerektiğinde ulaşabilecekleri şekilde destek hizmetleri alamamaları önemli bir sorundur.
TALEPLERİMİZ
  1. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nı kadın haklarının savunusu açısından yeterli bulmuyoruz; Kadın ve Eşitlik Bakanlığı kurulmasını ve yeterli bütçesinin sağlanmasını talep ediyoruz.
  2. Kadınların destek mekanizmalarına ve haklarının bilgisine erişimleri kolaylaştırılmalıdır. Destek birimleri ulaşımı rahat yerlerde açılmalı, müracaat birimleri oluşturulmalı, verilen hizmetler kadınların sık sık başvurdukları muhtarlık, hastane, sağlık ocağı gibi merkezlerde ilan panoları aracılığıyla duyurulmalıdır.
  3. Kadına karşı şiddetle mücadele amacıyla çıkarılmış 6284 sayılı yasa ve İstanbul Sözleşmesi gibi yasal düzenlemeler uygulayıcıların bunları bilmemesi, buna yönelik meslek içi eğitimlerin yetersizliği, diğer yasalarla uyumlu olmalarının göz ardı edilmesi gibi nedenlerle uygulanamamaktadır. Örneğin 6284 sayılı yasada yer şiddete uğrayan kadın ve çocukların nüfus bilgilerinin karartılması, Nüfus Yasası ile çeliştiği gerekçesiyle uygulanamamaktadır. 
. Kadına karşı şiddetle mücadelede yasal düzenlemelerin sorumlu kıldığı birimler ve bu birimlerde çalışan emniyet, hukuk, sosyal hizmet, sağlık vb. görevlilerin meslek içi eğitimleri –ayrımcılık ve toplumsal cinsiyet eşitliğini de kapsayacak şekilde- gerçekleştirilmelidir.
. Yasalar ve uygulama arasında tutarlılık göz önünde bulundurulmalı, kadınlar açısından fiili adalet sağlanmalıdır.

  1. Akdeniz Belediyesi İştar Kadın Danışmanlık Merkezi gönüllüsü kadınların tutuklanması, Antalya Kadın Dayanışma Derneği gönüllüleri ve Mor Çatı kurucularından Canan Arın’ın göz altına alınması kadınların siyaset yapmasını engelleme girişimlerinin örnekleridir. Kadına karşı şiddetin sonlanması, kadın erkek eşitliğinin hayata geçirilmesi için mücadele eden kadınlara baskı uygulama politikalarına derhal son verilmelidir.
  2. Yasaların uygulanmasının izlenebilmesi için yerel yönetimler destekli kurumsal yapılara ihtiyaç bulunmaktadır. Yerel uygulamalar aracılığıyla kadın sorunlarının yerinde tespiti, yasaların uygulanabilirliğinin gözlenmesi mümkün olacaktır. İzleme faaliyeti yürütecek yerel kuruluşların, var olan toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine duyarlı ve bağımsız kadın örgütlenmeleri ile işbirliği gerçekleştirmeleri sağlanmalıdır.
6.     Sığınak kuralları, burada kalan kadınların güçlenmesinin önünde engel oluşturmayacak ve aynı zamanda sığınakta çalışan kadınların çalışmasını zorlaştırmayacak biçimde düzenlenmelidir.
7.     Sığınaklardaki çocuklar birey kabul edilmeli ve sığınaklar onların ihtiyaçlarını karşılayacak donanıma sahip bulunmalı, onlar için bir sosyal çalışmacı bulunmalıdır.
  1. Sığınak ve danışma merkezlerinde verilmekte olan hizmetlerin sürekliliği ve kadınlarla çocukları güçlendirici nitelikte olması sağlanmalıdır.

9.     Sığınak, şiddete müdahale merkezi, danışma merkezi gibi birimlerde görevlendirilecek idari kadro, kademe gözetilmeksizin toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı ve deneyimli kadın meslek elemanları arasından belirlenmelidir. Çalışanların 7 haftalık yıllık izin kullanımı sağlanmalı, belli aralıklarla süpervizyon yapılmalı, ihtiyaç halinde travma, kriz yönetimi gibi konularda eğitim olanakları yaratılmalıdır.

10.Yerel yönetimler bünyesindeki sığınakların Sağlık Müdürlüğü, Kültür Müdürlüğü, Sosyal İşler Müdürlüğü gibi müdürlüklere bağlı olması sorun yaratmaktadır. Sığınak, danışma merkezi, eşitlik birimi gibi yapıları birleştirecek toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine duyarlı bir bakış açısı ile faaliyet yürütecek, yetkili bir birime ihtiyaç bulunmaktadır. Bu birimde görev alanların kadın olması ve toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine duyarlı bir bakış açısına sahip bulunması gereklidir.

11.Sığınaklarda kalan ya da yaşadığı şiddet nedeniyle dayanışma merkezlerine başvuran kadınlara Bakanlık ve yerel yönetimler bünyesindeki kimi işlerle ilgili kota ayrılmalı, öncelik tanınmalıdır.

12.Kadına karşı şiddetle mücadelenin bütüncül olması gerektiği yaklaşımından hareketle kurumlar arasında koordinasyon sağlanmalı, destek almak isteyen kadınların kurumlar aracılığıyla yeniden mağdur edilmesi engellenmelidir.

13.Çocuklarla ilgili davalarda olduğu gibi kadınlarla ilgili davalarda da avukat hakkının mutlaka kullanılması sağlanmalıdır.

14.Destek alan kadınların ve bilgilerinin gizli kalması gerekliliğinden hareketle sığınaklar ve kadın da(y)anışma merkezleri hakkında yapılacak soruşturmaların izne bağlı olması, soruşturma ve incelemenin destek almakta olan kadınların hassasiyetlerinin gözetilerek yapılması sağlanmalıdır.

15.Toplumsal cinsiyet duyarlılığına sahip medyanın güçlendirilmesi sağlanmalıdır.

16.Sığınak ve danışma merkezlerinin faaliyetleri bütçe sorunu nedeniyle sınırlanmaktadır. Kadına karşı şiddetle mücadelede önemli bir rol üstlenmiş olan bu yapılara, destek alan kadın ve çocukların güçlenmesini sağlayacak şekilde kaynak sağlanmalı, bütçe artırımına gidilmeli, ihtiyaç halinde kullanabilecekleri ek kaynaklar oluşturulmalı, eğitimli personel açığı giderilmelidir.

17.Cinsel suçlarla ilgili yargılamalarda kadının beyanı esas alınmalı, kadının mağduriyetinin önlenmesi ve hukuksal sürecin uzamaması için kadına tek kapıdan “sağlık desteği ve adli süreç takibinin yapılacağı” savcının, polisin, meslek elemanlarının vb. uzmanların bulunduğu 7 / 24 hizmet verecek Cinsel Kriz Merkezleri açılmalıdır.

18.Belediye Yasası’nda yer alan 50 bin nüfuslu belediyelerin sığınak açmasını öngören madde, yeni Büyükşehir Yasa Tasarısı ile 100 bin kişiye çıkarılmak istenmektedir. Günde 5 kadının erkek şiddeti nedeniyle öldürüldüğü Türkiye’de bu sayı kabul edilemez; ayrıca uluslararası standartların da çok altındadır. Sığınak sayısı artırılmalı, sığınaklar kadın ve çocukların güçlenebilecekleri şekilde donatılmalı, sığınakta kalmayan ancak şiddete maruz kalan kadınlar için de destekleyici sosyal politikalar oluşturulmalıdır.

19.Yerel yönetimlere bağlı kadın çalışmalarının, kadınların ücretsiz emeği üzerinden değersizleştirilmesine ve göz ardı edilmesine izin verilmemelidir. Bu kurumlardaki çalışmaların kamu görevi olduğu göz ardı edilmeden, gönüllü olarak çalışan kadınlar için kaynak ayrılmalıdır.

20.Suriye’den gelen sığınmacı kadınların durumu, bir kez daha savaşlardan en çok etkilenen kesimlerin başında kadınların geldiğini ortaya koymuştur. Sınır ötesi şiddet vakalarıyla mücadele etmek için yasal düzenlemelere ve kaldıkları yerlerde şiddet yaşayan göçmen kadınların danışabilecekleri, kalabilecekleri çevirmen ihtiyacının karşılandığı, toplumsal cinsiyet duyarlılığına sahip görevlilerin çalıştığı merkezlere ihtiyaç duyulmaktadır. 


https://www.facebook.com/photo.php?v=246983375428922&set=vb.246962295431030&type=2&theater
http://www.kurtajhaktir.com/videolar/

Basın Açıklaması

Adli Tıp Kurumu hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz!

 Yıllardır Türkiye’de tacize, tecavüze, istismara maruz kalanlar için gerçek adaletin değil, erkek adaletin devreye girmesini sağlayan mekanizmalardan biri Adli Tıp Kurumu oldu, olmaya devam ediyor. Kadınların mücadelesiyle şekillenen “kadınlar lehine” yasaların uygulama esnasında birer enkaza dönüşmesinde Adli Tıp Kurumu’nun önemli bir payı var.

Bir cinsel saldırı davası daha tecavüzcülerin beraati ile sonuçlandı. 4 yılı aşkın bir yargılama süreci sonunda çıkan bu karar sürecini kısaca anlattığımızda bu enkazın altında nasıl kaldığımızı  hep birlikte göreceğiz.

İçkisine ilaç katılarak tecavüz edilen arkadaşımız ertesi gün savcılığa suç duyurusunda bulunduğunda savcılık tarafında ilaç ve sperm tespiti istendi. Ankara Adli Tıp Kurumu’nda yapılan testlerde sperm bulunmasına karşın ilaç tespit edilemedi.  Çünkü, İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun sonradan verdiği raporda da söylendiği gibi, Ankara Adli Tıp Şube Müdürlüğü, idrarda  ilaç tespiti için gerekli idrar testini yapmayarak, yeterli miktarda kan örneği almayarak, kendi kısıtlı veri tabanı dışında başka veri tabanlarından yararlanmayarak ilacı tespit edemedi. Böylece idardaki delili de yok saymış oldu.  Ne yazık ki, Ankara Adli Tıp Şube Müdürlüğü’nün yaptığı bu önemli hatayı da İstanbul Adli Tıp Kurumu onaylamış oldu.

Bu davada  3  yıl  4 ay boyunca İstanbul Adli Tıp Kurumu’ndan gelecek toksikoloji raporu beklendi.  İstanbul Adli Tıp Kurumu’ndan alınacak “ruh ve beden sağlığı bozulmuştur” raporu için ise tam 2 sene beklendi. Tıp doktoru, resim öğretmeni ve sosyal hizmet uzmanı olan 3 erkek sanık ise bu süreçte tutuksuz yargılanmış ve  yargı-adli tıp kurumu işbirliğiyle aklanmışlardır.

İstanbul Adli Tıp Kurumu’ndan 2 yıl  beklenen “ruh ve beden sağlığının bozulup bozulmadığına” dair raporun arkadaşımız lehine olmasına, ayrıca iki hastaneden daha alınan psikolojik travma bozukluğu raporları ve arkadaşımızın cinsel saldırı beyanına rağmen, saldırganlar Adli Tıp Kurumu’nun eksik soruşturmasına dayandırılarak beraat ettirilmiştir.  

Sadece bu dava değil, maalesef tecavüz/cinsel saldırı dosyalarının neredeyse tamamı, kadınların beyanlarının esas alınmaması ve tüm ispat yükünün mağdur kadına yüklenmesi, sanki cinsel saldırıya uğrayan herhangi bir kadının “beden veya ruh sağlığının bozulmaması” mümkünmüş gibi hareket edilmesi nedenleriyle, asıl olarak şüpheli/sanık erkeğin değil, şikayetçi kadının yargılandığı bir arenaya dönüşmektedir.

Çoğunluğu erkeklerden oluşan 6. ihtisas kurulu “sen zaten uyuyordun, psikolojin neden bozulsun ki” gibi empatiden yoksun, kastı aşan ve  kadını daha da mağdurlaştıran” sorularla, tecavüze maruz kalmış kadınları adeta sorgulayan  ATK’nın  rapor verme sistemi, kadınları yıldırmaya, tecavüzcüleri kollamaya yöneliktir.

Cinsel şiddete maruz kalan kadının  psikolojisinin  bozulduğunu kanıtlayacak rapor istenmesinin  bile  psikolojimizi bozduğu açıktır. Adli Tıp Kurumu’nun  ihmalleri ve kastı aşan yanlışlarıyla erkek egemen yargı mağdur kadının aleyhine kararlar  vermektedir.  Cinsel saldırı gören kadınların Adli Tıp Kurumu’na mahkum bırakılmadan Üniversite hastanelerinden aldıkları raporların tüm adli süreçlerde geçerli olması gerekiyor. Hala mahkemeler Üniversite hastanelerinden alınan raporları kabul etmeme konusunda dirençlerini sürdürerek cinsel şiddete uğrayan kadınların mağduriyetlerini arttırmaya devam ediyorlar.

Bu 4 yıllık süreçte eksik ve yanlış yöntemleriyle, adaleti rapora indirgeyen anlayışıyla, tecavüzcülerin  beraatının en büyük sorumlusu olan Adli Tıp Kurumu hakkında suç duyurusunda bulunuyor. Yargı-Adli Tıp Kurumu işbirliğiyle tecavüzcülerin aklandığı davaların son bulmasını, Yargıtay aşamasında bu davada verilen yanlış kararın düzeltilmesini istiyoruz.

Erkek adalet değil gerçek adalet!


Adana - Adana Kadın Platformu
Ankara - Ankara Kadın Platformu
Eskişehir - Eskişehir Demokratik Kadın Platformu
İstanbul - İstanbul Feminist Kolektif, Cinsel Şiddete Karşı Kadın Platformu, Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, Kadav, Gökkuşağı Kadın Derneği, Sosyalist Feminist Kolektif, İlerici Kadınlar Derneği, Emep’li kadınlar, Sosyalist Kadın Meclisler
İzmir- İzmir’li Feministler