Sayfalar

KADIN KOALİSYONU YEREL SEÇİM BASIN AÇIKLAMASI



Özgürlüğümüze, varlığımıza, hayatımıza kastedenlerden tüm demokratik araçlarla hesap soracağız.
Biz kadınlar, gündelik hayatımızı belirleyen politika ve uygulamalara eşit katıldığımız, eşit temsil edildiğimiz yerel yönetimler istiyoruz, dedik. Siyasi partilerin programında yerel yönetimlerde cinsiyet eşitliğini hedefleyen hangi düzenlemelere yer verdiklerine, katılım hakkını hayata geçirecek neler getirdiklerine, kadınların katılımı için ve katılımlarının önündeki engelleri kaldıracak hangi düzenleme ve önerilerinin olduğuna, ayrımcılığa uğrayanların katılımına dair neler vadettiklerine baktık. Eleştiri ve taleplerimizi dikkate alacaklar mı, bunun için herhangi bir yöntem öngörmüşler mi diye baktık. Seçim kampanyalarını dışlayıcı, ayrımcı, cinsiyetçi unsurlardan arındırıp arındırmadıklarını takip ettik. Siyasi partilere, bu partilerin adaylarına her fırsatta sesimizi, sözümüzü ulaştırmaya çalıştık.
Seçim sürecine girildiği günden bu yana giderek yükselen sesler, ortaya çıkan görüntüler, irademizi yok sayan saldırılar, tehditler, bunun boş olmadığını gösteren ölümler, acı ve gözyaşları içeren dehşetle dolu. Her gün miting meydanlarından, televizyonlardan yapılan şiddet ve savaş çığırtkanlığı, sokak aralarından, seçim bürolarına her yerde boy gösteren saldırı ve tehditler, hayatlarımıza sahip çıkmanın, sorunlarımızı çözmenin, ortak hayatı birlikte kurmanın, özgürlüğün aracı olan politikayı ortadan kaldırmakta, demokratik siyaset yapma zeminini yok etmektedir. Hiçbir kabul edilebilir gerekçesi olmayan, gerilimi tırmandıran, çatışmayı körükleyen, ayrımları derinleştirip keskinleştiren bu dil ve tutum, sadece yaşam alanlarımızı daraltmıyor, yarınımızı ipotek altına alıyor.
Yerelin yönetimiyle ilgisi olmayan seçim kampanyalarını, hayatlarımızın ve yaşadığımız yerlerin sahibi, iktidarlarının ve varlıklarının güvencesi gördükleri güç gösterileri, savaşları haline getirenler eşitlik, özgürlük ve adaletin de düşmanıdırlar. Seçimler, büyük iktidar paylaşımlarının, ittifaklarının savaş meydanı haline getirilirken kadınlar, mülksüzler, iktidarın ayırdığı “ötekiler” de hayatın dışına atılmaktadırlar.
Kadınları yok sayan, eşit bireyler değil, iktidarlarının hizmetkârları olarak gören, her türlü şiddetle varlıklarına kasteden, toplumsal barışı tehdit eden, tüm bunlara destek veren, sessiz kalan hiçbir siyasi partiye ve adaya oy vermeyeceğiz. Hayatımız için, adalet, eşitlik ve özgürlük için mücadele edeceğiz. Özgürlüğümüze, varlığımıza, hayatımıza kastedenlerden tüm demokratik araçlarla hesap soracağız.
KADIN KOALİSYONU
28.3.2014


Kadınlar kürtaj yasağına karşı mor giyiyor!



Kadınlar kürtaj yasağına karşı mor giyiyor!

Kürtaj Haktır Karar Kadınların Platformu üyeleri kürtaj engeline dikkat çekmek amacıyla 28 Mart Cuma günü (yarın) sokağa mor kıyafetlerle çıkacaklar. Kürtaj yasakçılarına oy vermeyeceklerini açıklayan platform üyeleri, sosyal medya paylaşımlarını ise #KurtajYasalHastanedeYasak etiketiyle duyuracak.
Yoğurtçu Kadın Forumu ile Kürtaj Haktır Karar Kadınların Platformu üyeleri dün akşam, Sosyal Dayanışma Ve İletişim Derneği'nde bir araya gelerek kürtaj yasağına ilişkin gelişmeleri tartıştılar. Kürtaj yasakçılarına oy vermeyeceklerini açıklayan platform üyeleri, engellemelere dikkat çekmek amacıyla, 28 Mart Cuma günü bütün kadınları mor giyerek ya da mor aksesuarlar takarak sokağa çıkmaya çağırdılar.
Kürtaj engellemelerine ve fiili yasaklara karşı çıkmak amacıyla oluşan Kürtaj Haktır Karar Kadınların Platformu’nun üyeleri 26 Mart Çarşamba günü, Kadıköy'de bulunan Sosyal Dayanışma Ve İletişim Derneği’nde (SODİD) Yoğurtçu Kadın Forumu'ndan kadınlarla bir araya gelerek, kürtaj yasağına ilişkin son gelişmeler hakkında bilgi verdiler. Toplantıdan sonra sokağa çıkan kadınlar duvarlara "Kürtaj yasakçılarına hayır", “Yasakçılara oy yok”, "Kürtaj yasal hastanede yasak" gibi sloganlar yazdılar.

Çeşitli illerde geniş katılımlı eylemler, kürtaj kampanyaları gerçekleştiren ve 40'tan fazla bileşeni olan Kürtaj Haktır Karar Kadınların Platformu, toplantıda 17 milyon nüfusa sahip İstanbul'da bile kürtaj yaptırılabilecek hastane sayısının bir elin parmaklarını geçmediğine dikkat çektiler. Doğum kontrol yöntemlerinin kolay erişebilir, ücretsiz ve yaygın olarak sunulmasının devletin görevi olduğunu vurgulayan platform üyeleri şu açıklamalarda bulundu: "Doğum yapılan her hastanede kürtaj da yapılmalı. Kadının sağlığını tehdit eden, yapılması zorunlu kürtajlarda bile üç hekim raporu isteniyor. Kamu hastanelerinde kürtaj yaptıramayan kadınlar sağlıksız, niteliksiz koşullarda kürtaj yaptırmaya razı oluyorlar. Kadınların cinsel yaşamları devletçe izlenir oldu. Gebelik testlerinden başlayarak takip ediliyorlar ve gebeliklerini sürdürmeleri konusunda psikolojik baskıya uğruyorlar. AKP politikaları nedeniyle ölecek kadınların yasını tutmak istemiyoruz. Bu nedenle de kürtaj yasakçılarına oy vermeyeceğiz." Kürtajı engelleyen kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunduklarını söyleyip yasadışı eylemleri nedeniyle cezalandırılmalarını talep eden platform üyeleri, tecavüze uğrayan kadınların kürtaj olmasının önüne mahkeme kararıyla engeller konulmasına da tepkililer: "Kadınlar istemedikleri çocuğu doğurmak zorunda kalıyorlar. Bu nedenle tecavüz durumlarında kadınların kürtaj isteğinin yeterli sayılmasını istiyoruz." 
Kadınlar mor giyecekler
“Birçok devlet hastanesinde kürtaj yapılmazken, bakanın ücretsiz kürtaj hakkı bir yalandan ibaret değil de nedir? Kürtaj hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz, kürtaj yasakçılarına oy vermeyeceğiz" diyen Kürtaj Haktır Karar Kadınların Platformu üyeleri, kürtaj engeline dikkat çekmek amacıyla 28 Mart Cuma günü sokağa mor kıyafetlerle çıkacaklar. Kürtaj engeline hayır diyen mor giyimli kadınların fotoğrafları ise platformun sosyal medya sayfalarında #KurtajYasalHastanedeYasak hashtagiyle yayınlanacak. Bugün saat 21:00-22:00 arasında twitter ve facebook'ta eylem duyurusu platform üyeleri tarafından aralıksız olarak paylaşılacak. 
Kadınlar hükümetten ne istiyor? 
• Kürtaj hizmeti kamu hastanelerinde kadınlar için erişilebilir olmalı.
• Kürtaj servisleri yeniden açılmalı.
• Kamu ve özel hastaneler kürtajda 10 haftalık yasal süreye uymalı ve yasal süre 12 haftaya çıkartılmalı.
• Evli kadınların gebeliklerini sonlandırmak istedikleri durumlarda eşlerinden izin istenmemeli.
• Bütün sağlık kuruluşlarında doğum kontrol hizmeti ve kürtaj hizmeti veren birimler oluşturulmalı.
• Tıbbi düşük seçeneği de dahil olmak üzere her kadın duygusal ve fiziksel zorluk yaşamadan nitelikli, sağlıklı koşullarda ücretsiz kürtaj hakkına erişebilmeli.
• Kadınları doğurmaya zorlamak için yapılan baskılara, gebelik testi ile kadınları izlemeye, mahremiyet ihlallerine son verilmeli.
• Sezaryen kararı başbakanın değil kadının ve hekimin kararı olmalı.
• Tecavüz durumunda oluşan gebeliklerde kadının beyanı esas alınarak, isteği halinde gebelik sonlandırılmalı.

 CNNTurk.com |   27.03.2014 Perşembe 

 Kadınlarla Dayanışma Vakfı/ KADAV'ın çağrısıyla yerel seçime yönelik yürütülen çalışma kapsamında, kadın ve LGBTİ  örgütlerinin katılımıyla talepler oluşturuldu. Adaylarla yapılan görüşmelerde aktarılan talepler, seçim sonrasında da bir takip mekanizması oluşturularak izlenecek . 


Kadınlarla Dayanışma Vakfı'nın çağrısıyla bir araya gelen kadın ve LGBTİ örgütlerden, inisiyatiflerinden ve bağımsız bireyler, 'Nasıl bir yerel yönetim?' sorusu etrafında tartışmalar yürüttü, taleplerini oluşturdu. Cinsiyet ve cinsel yönelimlere duyarlı yerel yönetimler üzerine oluşturulan bu talepler, Maçka Kadın Forumu ve SPOD (Sosyal Politikalar, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği)'un daha önce yapmış olduğu çalışmalarla birleştirildi ve ortaya bir talepler listesi çıkarıldı.Adaylarla yapılan görüşmelerde talepler aktarıldı, seçimden sonra bu taleplerin takipçisi olunacağı ifade edildi. 

Oluşturulan süreci ve talepleri KADAV'ın hazırladığı bültende bulabilirsiniz:KADAV Bülten, Mart 2014

KADAV 26 Mart Çarşamba saat: 18.30’da Galatasaray Meydanı’nda yapacağı eylem ile bu talepleri duyuracak.

Eylemin facebook linki: https://www.facebook.com/events/236297923161336/ - See more at: http://www.keig.org/gundem.aspx?id=84#sthash.3dYlgjMp.dpuf



16. Kadın Sığınakları ve Danışma/Dayanışma Merkezleri Kurultayı Sonuç Bildirgesi

16. Kadın Sığınakları ve Danışma/Dayanışma Merkezleri Kurultayı Sonuç Bildirgesi
AKP politikaları şiddeti önleyemiyor, erkek egemenliğini güçlendiriyor.
Devlet, erkek şiddetinin sözcüsü olmaktan vazgeçmelidir!
Erkeklerin şiddetine ancak kadınları güçlendirecek uygulamalarla son verilebilir.
Bizler erkeklerin şiddetine karşı mücadele eden kadın örgütlenmeleri, feministler, belediye ve sosyal hizmet kurumu bünyesindeki kadından yana dayanışma gösteren sosyal çalışmacılar olarak İstanbul’da 25-26-27 Ekim tarihleri arasında 16. kez bir araya geldik. Türkiye’nin kadına karşı şiddetle mücadelede en geniş platformu olan Kadın Sığınakları ve Dayanışma/Danışma Merkezleri Kurultayı yaklaşık 200 kadının katılımıyla gerçekleşti. Bu yıl kurultayda uygulanmakta olan yeni liberal-muhafazakâr politikaların kadınlara yansımalarını dile getirdik. Devletin en yetkili ağızlarından duyduğumuz, kadını aile içindeki “geleneksel” konumuna hapsetmeye çalışan görüşler bu politikaların ifadesidir. Bilinmelidir ki, erkek şiddetine yol açan tam da toplumdaki geleneksel cinsiyetçi kadınlık ve erkeklik rollerinin kabul görmesi halidir. Bu bakımdan kadınlardan öncelikle çocuk doğurmasını ve tabi ki bakmasını bekleyen, kürtajı engellemeye çalışan, kadın erkek eşitliği için mücadele etmeyen ve her fırsatta kadınlarla çocuklar şiddet görse bile ailenin güçlendirilmesini savunan anlayış, erkek şiddetinin sözcülüğünü yapmaktadır. 

Yeni liberal-muhafazakâr politikaların sonucu olarak kadınlara çocuklarıyla birlikte hizmet veren sosyal kurumlar ortadan kaldırılmıştır. Yerlerine inşa edildiği söylenen Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri kadınların erişimine açık değildir. Sayıları sınırlıdır, az sayıdaki merkez de kentlerin neredeyse dışındadır. Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri’ne ulaşamayan, karakola başvurmaktan çekinen kadınların doğru ve yeterli bilgi almaları engellenmiş, şiddetten uzaklaşmaları neredeyse imkansız hale getirilmiş olmaktadır. Dahası Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri şiddet uygulayan erkeklere de hizmet vermektedir. Erkekleri “rehabilite etme” adı altında gündeme getirilen bu uygulama; arabuluculuğa kapı açmakta, kadınların yaşamını tehlikeye atmakta, kadınlara ayrılması gereken bütçeyi yine erkekler için kullanmaktadır.

ŞÖNİM’lerden destek alan ya da sığınakta kalan kadınların psikolog, avukat ihtiyacı karşılanamazken, sığınaklara vaize görevlendirilmesi, kadınların asıl ihtiyaç duydukları hukuki bilgiye ve psikolojik desteğe erişimlerinin engellenmesine bir başka örnektir. Bu uygulama aynı zamanda kadınların dini inançlarıyla ilgili ayrımcılığa maruz kalmasına yol açmaktadır.

Bütün bu uygulamalar kadın hareketinin kadına karşı şiddetle mücadelede bugüne kadar elde etmiş olduğu birikimleri de yok sayma girişimidir. Nitekim bu birikimi değersizleştirmeye, küçümsemeye ve böylece sorumluluktan kaçınılmaya çalışıldığını açıkça görmekteyiz.

Bizler 16. Kadın Sığınakları ve Danışma/Dayanışma Merkezleri Kurultayı’nda bir araya gelen kadınlar ve kadın örgütlenmeleri olarak kadına karşı şiddetle mücadelede aşağıdaki noktaların vazgeçilmez önemde olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz:

1.       Kadına yönelik şiddet ile mücadeledeki kurumsal uygulamaların; kadın hareketinin bu konuda yıllardır biriktirdiği bilgi ve deneyiminin göz ardı edilmeden, şiddeti besleyen erkek egemen politikalar yok edilerek ve kadın-erkek eşitliğini sağlayan bütüncül politikalarla ele alınmasını bekliyoruz. Kadın hareketinin bugüne kadar elde ettiği çok ciddi kazanımları geriye taşıyan ve ihlal eden uygulamalar kabul edilemezdir.
2.       ŞÖNİM’lerin gündeme gelmesi ve SHÇEK’ler ve danışma merkezi olarak çalışma yürütebilen toplum merkezlerinin hızla kapatılmasıyla; belediyelerin kadın danışma merkezleri gibi kadınların şiddetten uzaklaşması için sığınak dışında önemli araçlar ve alternatifler sunan kurumlar işlevsizleştirilmiştir. ŞÖNİM’lerin kadınları birey olarak değil de ailenin bir parçası olarak ele alan ve geleneksel konumlarını güçlendiren devlet politikalarından ayrı değerlendirilemeyeceğinin, düzenleme ve uygulamaların bu politikaların sonuçlarını yansıttığının, devletin şiddetle mücadelede yeni bir merkezi yapı kurmakta olduğunun, bu merkezi yapının belediye ve kadın örgütlenmelerinin çalışmalarına müdahale riski taşıdığının altını çiziyoruz.
3.       Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı (ASPB), ŞÖNİM’lerde kadın örgütleri ile birlikte çalışma çağrısı yaparken; bu örgütleri kendisinin seçmesini, kadın hareketini görmezden gelme çabası olarak değerlendiriyoruz. 
4.       Devletin kadına karşı şiddetle mücadelede kadından yana kurumsal bir yapı oluşturmasını, imzalamış olduğu CEDAW ve İstanbul Sözleşmesi ile ilgili sorumluluklarını yerine getirmesini talep ediyoruz. 
5.       Kadın örgütlenmelerinden kendilerine başvuran kadınlarla ilgili bilgi talebini, merkezileşme sürecinin bir parçası olarak değerlendiriyoruz. Ancak bu tür bir merkezileşme kadın örgütlenmelerini devletin bir kurumu gibi görme eğilimi taşımakta, kadın örgütlenmelerinin bağımsızlığını tehdit etmektedir. Bu bilgilerin kullanımı konusunda ortak bir çerçeve belirlemeden böyle bir paylaşımın yapılmasını doğru bulmuyoruz. 
6.       Sığınaklar kadınların hayatla bağlarının kesildiği alanlar değildir; hayatın devam ettiği, bu olağanüstü durum geçinceye kadar kadınların güçlendiği yerlerdir. Bu yüzden sığınaklarda kontrol ve hiyerarşi olmamasını, şiddet, gizlilik ve güvenlik konuları haricinde kural konulmamasını, kadınlar için yeni ayrımcılıklar yaratılmamasını, sığınaklarda da sığınak dışında da şiddetle mücadele ederken 6284 sayılı yasa kapsamında zaten oluşturulması gereken, gizlilik ve kadının güvenliği ile ilgili bütün kurumları (hastane, eczane, okul, SGK, mahalle muhtarlığı vb.) kapsayan bir sistem geliştirilmesini talep ediyoruz. 
7.       Kadına yönelik şiddetle mücadelede sığınak dışı mekanizmaların da güçlendirilmesi gerekmektedir. Şiddetten sonra hayat, sığınaktan sonra hayat gibi önce-sonra ayrımların yapılmamasını; sosyal, ekonomik ve hukuksal desteklerin sığınaktan çıkarken değil, sığınak sürecinde ya da sığınağa gitmeden, şiddete karşı mücadele ederken de verilmesi gerektiğini vurguluyoruz. 
8.       6284 sayılı kanunda 12 yaşından büyük erkek çocuğu veya engelli çocuğu olan kadınlara ev tahsis edilmesi ile ilgili madde olmasına rağmen bu madde uygulanmamaktadır. Bununla birlikte sığınaklar 12 yaş üstü erkek çocuğu olan kadınların da kalabileceği hale getirilmelidir. 
9.       Her türlü şiddete uğrayan her kadın sığınağa alınmalı; göçmen, trans, engelli kadınların özel ihtiyaçları gözetilmeli, sığınak ve danışma merkezlerinde bunları gözeten çalışmalar yapılmalıdır.  Ayrıca sığınmacı ve mülteci kadınlara ev içi şiddet konusunda destek alabilecekleri mekanizmalar sunulmalıdır. 
10.   Sığınak ve dayanışma merkezlerinde kadınlarla temas halinde olan çalışanların; kadına karşı şiddet ve feminist yöntemlerle ilgili çalışmalardan geçmiş olması gerekmektedir.
11.   Kadın örgütlenmeleri, devletin sosyal sorumluluklarını üstlenecek sivil toplum kuruluşları olarak görülmemelidir. Devletin kadına karşı şiddetle mücadeledeki yükümlülükleri kadın örgütlenmelerine yüklenemez. Kadınların vitrin olarak kullanılacağı alanlarda kadın örgütlenmelerini katmaya çalışılmasını, bunun dışında istihdam, eğitim, sağlık, iş yasaları vb. gibi alanlarda kadın örgütlenmelerinin göz ardı edilmesini kabul edilemez buluyoruz.
12.   Devlet, sosyal sorumluluğu kapsamında kadına yönelik şiddetle mücadeleye yeterli bütçeyi ayırmalıdır. 
13.   Kadına karşı şiddetle mücadele aynı zamanda kadınlarla erkekler arasındaki eşitsizliklere karşı da bir mücadeledir. Bu bakımından çıkarılan her yasa toplumsal cinsiyet eşitliği açısından sonuçlarıyla birlikte gözden geçirilmeli, kadın örgütlenmelerinin bu konudaki görüşleri dikkate alınmalıdır. 
14.   Hakimlerin şiddete rağmen, verdikleri kararlarda “şiddetli geçimsizlikten” söz etmeleri, uygulamacıların hala erkek şiddetini gözlerden gizlemeye çalışmalarına örnektir. Kadın örgütleri kadına yönelik erkek şiddeti ile ilgili davalarda müdahil olma konusundaki ısrarlarını sürdüreceklerdir.
15.   Kadına yönelik şiddet sadece aile içi şiddetle sınırlı değildir, devlet eliyle de uygulanmaktadır. Savaş için ayrılan bütçe, kadınların güçlenmesine ayrılmalı, silah alımları için değil, erkek şiddetine karşı kadınlar için gerekli mekanizmaların yaratılması için kullanılmalıdır. 
16.   Kadınlar ana dilde şiddet başvurusu yapabilmeli ve bunun için destek alabilmeli. Destek sırasında tercüman bulundurulması yeterli değildir, bu dilleri konuşabilen çalışanlar her danışma merkezinde olmalıdır. 
17.   Barış sürecinde; bireylerin silahlandırılması anlamına gelen koruculuk sistemi kaldırılmalı, kadınlara korucu, polis gibi devlet görevlileri tarafından uygulanan şiddet engellenmeli, suçlular cezalandırılmalıdır. 
18.   2013 yılı Haziran ayı içinde gerçekleşen Gezi olayları sırasında demokratik haklarını kullanmak üzere sokağa çıkan kadınlara, polisin uygulamış olduğu gerek gözaltında çıplak aramayla gerekse olaylar sırasında hakaret, tehdit ve darp ile somutlaşan cinsel şiddettin sorumluları da bulunup yargılanmalıdır.


16. Kadın Sığınakları ve Danışma/Dayanışma Merkezleri Kurultayı Yapıldı!



16. Kadın Sığınakları ve Danışma/Dayanışma MerkezleriKurultayı Yapıldı!












Kasım 2013

İlki 25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddete Son Günü etkinliği kapsamında 1998 yılında gerçekleştirilen Kadın Sığınakları ve Danışma/Dayanışma Merkezleri Kurultayı'nın on altıncısı, Mor Çatı, Kadın Dayanışma Vakfı ve Gökkuşağı Kadın Derneği’nin ev sahipliğinde, “Neo-liberal ve Neo-muhafazakar Politikalar ve Ayrımcılıklar” üst başlığı ile 25-26-27 Ekim tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirildi. Türkiye’de kadına yönelik aile içi erkek şiddetine karşı mücadele hattının en kapsamlı ve önemli buluşma alanı olma özelliğine sahip Kurultay’da, 20 farklı şehirden, kadın örgütleri, yerel yönetimler ve kamu kurumlarından katılan, yaklaşık 200 kadın, üç gün boyunca kadına yönelik şiddet biçimlerini ve mücadele yöntemlerini konuştu.
Açılış konuşması ile başlayan Kurultay’ın birinci gününde, “Mor Çatı ŞÖNİM İzleme Raporu”,“Kadına Yönelik Şiddete Karşı Türkiye’deki Feminist Mücadelemiz (Nerden başladık, nasıl devam ediyoruz?)”, Neo-liberal ve Neo-muhafazakar Politikalar Kapsamında Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele, “Dünyada Değişen Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Politikaları ve Sığınak ve Dayanışma Merkezi Modelleri”, “Kentleşme Politikaları ve Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele”,  “Savaş ve Çatışmalı Ortamlarda Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Politikaları” başlıklı tebliğler sunuldu.
İkinci gün, “ŞÖNİM’lerin İrdelenmesi ve Kadına Yönelik Şiddete İlişkin Alternatif Politikalar”, “Sığınak ve Da(ya)nışma Merkezi Uygulamaları Şiddetten Uzaklaşmada Ne Kadar Etkili”, “Hukuk Uygulamalarının Feminist Eleştirisi ve  Dünya’da Değişen Feminist Politikaların Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Pratiğine Yansımaları”, “Barış ve Kadınlar” başlıklı atölyelerde tartışmalar yürütüldü. Üçüncü gün ise, atölye sonuçlarının tartışıldığı oturumda sonuç bildirgesinin içeriği ve politik hattı belirlendi. Sonuç bildirgesinin son hali önümüzdeki günlerde
paylaşılacak.
Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı